1. Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz. Daha Fazla Bilgi.

Kızılderili Mitolojisinde Güneş, Ay, Yıldızlar ve Gökyüzü

'Mitoloji & Sembolizm' forumunda Rune Mistress tarafından 14 Mayıs 2016 tarihinde açılan konu

  1. Rune Mistress

    Rune Mistress Administratör

    Kızılderili geleneklerinde, gökyüzü pek çok farklı şekilde tasvir edilir, öz ve nitelik açısından bir bütün ifade etmez, parçalara ayrılır. En azından her bir parçaya atfedilen kurallar söz konusu olduğundan, uzayın yedi veya on üç katına bölünmesi oldukça gizemci olduğu görülen varsayımların bir sonucu olarak ortaya çıkar. En basit biçimiyle gökyüzü, renkli yatay bir çizgi veya üstüste gelen çizgiler, bir çatı veya evreni içine alan bir kubbe olarak algılanır. Dünyayı yerle bir eden son kozmik felaket döngülerinin ardından yeryüzünün üzerine çöken gökyüzü tekrar kaldırılmış ve birtakım nesnelerle veya tanrı-kahramanların (Mayaların Bakab'ları, Azteklerde ise Quetzalcoatl ve Tezcatlipoca tarafından yönetilen dört erkekten oluşan topluluk) desteği ile sağlamlaştırılmıştır. Gökyüzü ile yeryüzü arasında, bu destekler devamlı bir temas sağlarlar. Ancak esas ilişki dünyanın merkezinde, piraramidin yükseldiği, yaxche ağacının (kutsal Maya ceiba'sı) büyüdüğü, merdivenin ulaştığı ve halatın asılı bulunduğu yer olan tören mekanının ortasında kurulur.

    Gökyüzüne ait töz hiçbir zaman tasvir edilemez, ama çift içerikli terim nahuatl ilhuicatl ("gökyüzü" ve "deniz") ile kısmen ifade edilebilir. Tıpkı deniz gibi, gökyüzü de insanların ulaşamayacağı, dünyanın kilidi olan değişmez bir unsurdur. Gökyüzü ve deniz, batı ve doğu ufuklarında birleşir: Batmakta olan güneş dünya ötesi okyanusa dalar ve oradan tekrar doğduğu yere yükselir. Mayalarda, yaşamın kaynağı olarak erkek gökyüzü ile dişi yeryüzünün çiftleşmesi fikri egemen ise de, bazı gelenekler, bu kozmik cinsel edimin tam tersi bir imgeyi savunurlar. Otomilere göre, dağ gökyüzünün rahim boşluğuna girer. Bu farklılığın kökeninde, gökyüzü ile yeryüzünün sahip oldukları ikilik yatar. Doğurgan güneşin gündüz hüküm sürdüğü gökyüzünün karşısında, genel olarak suya, toprağa ve verimliliğe bağlı ayın egemenliğindeki karanlıklar vardır. Güneş ile ayın birbirlerine düşman olması, gökyüzünün birbirine zıt temel ikiliğine yol açar.

    Gökkubbe önemini, barındırdığı insanlara ve tanrılara borçludur. Birçok düşünce akımı bulutları, yıldızları ve güneş-ay çiftini ilk gök katmanının hemen altında kabul ediyor görünse de, atmosferik olayların ve yıldızların beşiği gökkubbedir. Ancak gökyüzü, özellikle büyük tanrıların, hatta görünüşte göksel olmayanların bile mekanıdır (Mictlantecuhtli ölülerin yeraltı krallığında saltanat sürer, aynı zamanda gökyüzünde yaşar: Ölüm gecesinde, gökyüzü ile yeryüzü birbirine karışır). Göksel tapınağın zirvesinde, ikili düzenin baş tanrısı veya yaratıcı çift hüküm sürer.

    Orta Amerika halklarının yaratılış mitlerinde güneş ve ay önemli bir rol oynarlar. Bununla birlikte, bu iki büyük yıldız klasik döneme ait panteanda üstün bir yere sahip olarak görünüyorsa da sonraki dönemde bu yıldızları simgeleyen tanrısal varlıkları ikinci derecede bir sıraya yerleştiler. Bu önem kaybının sebebi ayrı ayrı güneşin ve ayın veya aynı anda hem ayın, hem de güneşin özellikleriyle donanmış birçok tanrının önem kazanmasıdır. Yinede güneşe ve aya verilen eski önemin sayısız belirtisi vardır.Öreğin Aztek geleneğinde tören mekanı güneşe ve aya adanmış piramitlerin etrafında yeralır.

    Çeşitli geleneklerde ay ve güneş karşımıza bazen karı koca olarak bazen de olarak da çıkarlar.Bazı durumlarda karşımıza kardeş Ancak eril bir tanrının (Azteklerde, Tecciztecatl) çizgilerine sahip olduğunda bile ay açıkça dişi ögeyi temsil eder: Ayın simgesi olan "deniz kabuğu" anlamındaki Tecciztli, kadının cinsel organını da simgeler. Akrabalık dereceleri ne olursa olsun, birbirinin karşıtı olan ve birbirini tamamlayan bu iki yıldız, evrenin kutupları olarak kabul edilirler. Sıcak ile soğuk, aydınlık ile karanlık, kuru ile nemli, saf ile saf olmayan arasındaki düşünce kategorilerinin en fazla bilinen dağılım çizelgesi onların zıtlığı üzerine kurulur.

    Bazı tarihçiler, eski Meksikalıların bir dizi burç takımyıldızını tanıdığını savunurlar, ancak bu görüş tam olarak ispatlanamamıştır. Azteklerin Ülker'e, Orion'a, Büyük Ayı'ya ve belki de Güney Haçı'na önem verdikleri biliniyor.

    Eski Orta Amerika yerlilerinin gezegenleri gözlemlemiş olmaları mümkündür.Venüs gezegeni onlar için neredeyse güneş ve ay kadar önemlidir. Mayalar Venüs 'ün ortaya çıktığı dönemleri kesin olarak hesaplamışlardır. Venüs gezegeninin tanrısı Tlahuizcalpantecuhtli ("tan evinin efendisi"), özellikle güneşin doğduğu sırada okları tehlikeli bir hale gelen yenilmez bir okçu olarak tasvir edilmiştir; çünkü bu tanrının (aynı Xolotl gibi) ölüler alemiyle bağlantısı vardır. Ancak, aynı zamanda, güneşin yardımcısı olan iyiliksever bir tanrı özelliği de taşır. Torquemada'ya ait bir metne göre, her elli iki yılda bir kutlanmakta olan yeni ateş bayramı, güneşin battığı sırada, doğuda ufukta, Pleiadların ortaya çıktığı gecede ve bu takımyıldızın gökyüzünün ortasından geçtiği saatte yapılıyordu. Samanyolu, mitlerde sık sık anılmakta ve birincil tanrılarla yakın ilişki içinde gibi görünmektedir.

    Orta Amerika halkları için çok önemli olan bir diğer unsurda şimşek ve fırtına tanrılarıydı. Hemen hemen bütün Orta Amerika halkları, Doğu Okyanusu'nda oturan, şimşeğin efendisi ve fırtına yağmurlannın dağıtıcısı büyük bir tanrıya inanırlardı.Bu tanrıya Aztekler Tlaloc, Tatonaklar Aktsin, Mikstekler Tzahui, Zapotekler Cocijo, Mayalar Nohotsyumhac adını verirlerdi. En eski tasvirleri Olmeklerdeki, İÖ 1000 civarına ait olduğu düşünülen başında etli ve sarkık dudaklı, yan-kedi, yan-insan görünümündetanrı-jaguar tasvirleridir. Diğer Orta Amerika halklarında daha sonra görülen tasvirlerinin çıkış noktası büyük olasılıkla bu eserlerdir.

    Birçok geleneğe göre, büyük fırtına tanrısı, Okyanus'un ortasında, Azteklerin Tlalocan olarak adlandırdıkları bolluk ve verimlilik cennetinde yaşardı.Ancak istisnai durumlarda yerinden kalkar ve özellikle yağmur mevsiminin başında, atmosferi kaplayan ve bir jaguarın kükremesine benzeyen uzaktan gelen bir gökgürültüsüyle kendisini belli ederdi. En azından kuru mevsimlerde yanıbaşında ve Azteklerde Tlaloklar, Mayalarda Chaklar olarak adlandınlan minyatür habercileri bulunurdu. Bazen bunların, boğularak, şimşek çarpmasından veya vurgun sonucu ölen kişilerin tanrılaşmış ruhları olduğu söylenirdi. Bu ufak tanrıların, eski kozmik haçın simgesi olan dört ana yönde oturdukları kabul edilirdi. İnsanların ülkesine geldiklerinde, sularla kaplı olduğu düşünülen dağların içine veya Yukatek'in kalkerli yaylasındaki oyuklara sığınırlardı.

    Orta Amerika yerlileri için rüzgarlar karmaşık ideolojiye bağlıdır. İlk olarak, dört ana yönle bağlantıları vardır. Günümüzde Mayalar kendi rüzgar tanrılarını ikinci gökyüzüne, şimşek tanrılarını ise altıncısına yerleştirirler. Mayalada ilgili eski metinler, rüzgar tanrılan Pauahtunlar'ı, gökyüzünün taşıyıcıları bacablar'ı ve fırtına tanrıları chaclar'ı birbirinden pek ayııt etmekte zorlanırlar. Aztekler ve Otomiler, su tanrılarının yağmur yağdırmalarını sağlamak için, rüzgarın tanrıların yolunu süpürmekle yükümlü olduğunu söylerler.Aztek geleneğinde, rüzgara estiği yönle bağlantılı birtakım özellikler atfedilirdi. Tek iyi rüzgar, Tlalocan'dan esen doğu rüzganydı. Batıdan esen rüzgar soğuk ama zararsızdı. Kuzey ve güney rüzgarları ise uğursuz ve yıkıcıydı.

    Rüzgarın en büyük önemlerinden birisi ile yaşam soluğu arasındaki ilişkiydi. Yani rüzgar tanrısı aynı zamanda yaşam tanrısı olarak da görülebilirdi. Ancak rüzgar, uğursuzluk da getirebilir, insan bedenine iğneler batırabilir ve insanların ruhlarını kaybetmelerine de neden olabilirdi.Böyle durumlarda kişiler ruhlarını geri alabilmek için şamanlara ya da rahiplere başvururdu.

     
    Slipknot bunu beğendi.
Etiketler: